http://sairlermaras2.blogspot.com.tr/

Yükleniyor...

31 Temmuz 2014 Perşembe

FATİH MEHMET ERKOÇ

DOĞUMU: 01.05.1974 tarihinde K.Maraş’ın Türkoğlu İlçesinde doğdu.

ÖĞRENİMİ: Fatih Mehmet Erkoç, öğrenimine Kahramanmaraş Merkez Üngüt Mahallesi İlköğretim Okulunda başlayarak sırasıyla Ortaokulu, İbrahim Çalık Lisesini bitirerek ilk ve orta öğrenimini tamamladı.

ÜNİVERSİTE: 1992-1993 Eğitim, Öğretim Yılında eğitime başladığı, Erciyes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Makine bölümünden 1997 yılında mezun oldu. Kahramanmaraş Merkez’de Serbest mühendislik, müşavirlik bürosu açarak iş hayatına atıldı, halen bu işle meşgul olmakta. Fatih Mehmet Erkoç, aynı zamanda Niğde Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsünde masterını tamamladı. 2001 yılı Aralık ayında AK PARTİ Kahramanmaraş Merkez İlçe teşkilatının kurulması ile yönetim kurulu üyesi ve ardından Merkez İlçe Başkan Yardımcısı olarak görev aldı. 3 Mayıs 2003 tarihinde yapılan Kahramanmaraş Merkez İlçe 1. Olağan Kongresinde Merkez İlçe Başkanı seçildi. Fatih Mehmet Erkoç, Kahramanmaraş Merkez İlçe Başkanlığı görevini 19 Ekim 2008 tarihine kadar sürdürdü. Merkez ilçe 3. Olağan kongresinde yeniden aday olmayan Fatih Mehmet Erkoç, 21 Haziran 2009 tarihinde yapılan AK Parti Kahramanmaraş 3. Olağan İl Kongresinde İl Başkanı seçildi. AK Parti 1. 2. ve 3 üncü büyük kongrelerinde delege olarak görev yaptı.

BELEDİYE BAŞKANI:  30 Mart 2014 tarihinde yapılan seçimi kazanarak Belediye Başkanı oldu.

MEDENİ HALİ: Evli.

SEVENİ

(MEHMET OCAKOĞLU)

SOYU: Dervişçim Ocağından  ozan Osmanlı öğretmeni Kalender Dede’nin oğludur.

KİMDİR: Bugüne kadar Dedelik yapmasa da, Dedelerle ilgili canlı gözlemleri ve Dedelik kurumuyla da ilgili önerileri bulunan bir öğretmendir. Aynı zamanda 4 öğretmen oğul babasıdır.

-------------------------------------------

DOĞUMU: 1924’de Maraş / Elbistan Yenisöğüt Köyünde doğdu.


BABA: Babası, (Osmanlı ilkokullarında) eski yazı öğreten bir hocaydı.  Babası, bu görevini 1928 yılına kadar sürdürdü.


GÖÇ: Malatya’nın Akçadağ İlçesi Harunuşağı Köyüne, babasının görevi dolayısı ile yerleşti. İlk çocukluk yılları (yedi yıl) o Köyde geçti.


BAŞKA YERLEŞİM: Babası, Kalender Dede’nin, Akçadağ Dedeyazı Köyüne atanması nedeniyle,


ÖĞRENİMİ:
İLK OKUL:  Akçadağ Dedeyazı Köyü İlkokulunda  okudu. O dönem ilkokul üç sınıflıydı. Oradan Akçadağ Keller Köyüne yerleşti.  Babasının yönetimi altında on ay, köyün erkek çocuklarını okuttu.
Akçadağ merkez Ziya Gökalp İlkokulunda da dördüncü ve beşinci sınıfları okudu.

ORTAOKUL:  1938 Yılında (Malatya merkez) Malatya Lisesine başladı. Ortaokulu burada tamamladı.


NİNE HATUN: Malatya Lisesinin ikinci sınıfında okurken, o dönemdeki Milli Eğitim Bakanlığının bir uygulamasından yararlanarak, 1942’nin son günü Erzurum Öğretmen Okuluna (Nine Hatun Öğretmen Okulu) girip, 1944 yılı Haziranında ilkokul öğretmeni olarak mezun oldu.


ÖĞRETMEN: Malatya Arapkir merkez ilkokulunda on beş gün öğretmenlik yaptıktan sonra,

YÜKSEK OKUL: Balıkesir Eğitim Enstitüsüne kaydoldu. Burada 3 yıl okuduktan sonra mezun oldu.

GÖREVİ VE YAPTIKLAR
1. Köy enstitülerinde Türkçe ve Sosyal Bilgiler öğretmeni olarak görev yaptı. Daha sonra Türkçe dersini branş ders olarak seçip öğretmenliğine devam etti.
2. Malatya Akçadağ Köy Enstitüsünde dört yıl, Adana Düziçi Köy Enstitüsünde iki yıl çalıştıktan sonra orta öğretime geçti.
3. Sivas Kangal Ortaokulunda (1947/48) iki yıl,  Elazığ Lisesinde 6 yıl,  Malatya Lisesinde ve  Atatürk Ortaokulunda 8 yıl yönetici olarak  çalıştı.
4. 1972 Yılında İstanbul'a yerleşti. Üsküdar Halide Edip Adıvar Ortaokulunda 6 yıl çalıştıktan sonra,

EMEKLİ: 1977 Yılında emekli oldu.


MAHLASI: Ozan, 1976 yılından bu güne kadar şiirlerinde  Seveni mahlasını kullanmaktadır.


MEDENİ DURUMU: Ozanın, öğretmen olan dört oğlu var. Aynı zamanda Ocakzade Mehmet Ocakoğlu’nun bugüne kadar yayınlanmamış birçok şiiri var.


ŞİİRLERİ: Aşk, sevda, insan, doğa sevgisi konularını içeren birçok şiiri olduğunu gibi babasının da tasavvuf konularını içeren şiirlerinin olduğunu söylüyor.



Ozanlar - Dedeler – Alevilik – Mürşit - Cem Evleri -  Tekke Ve Zaviyeler vd…

Bakışı – Görüşleri

Alevilik:  Alevilik bence gerçek insanların, gerçek insanlığın yoludur, diyen Ocakoğlu’na göre Aleviliğin ibadet anlayışı gerçek insan sevgisine dayanır. Dört kapı, kırk makam bu inançta çok önemlidir. Alevilikteki Cemler ise, gerçeklik ve birlik makamı olan, bilgili, olgun kişilerin oluşturduğu Kırklar Cemi’ne dayanır. Dört kapının dördüncüsü, Hakikat Kapısı, olgun kişilerin ulaştığı varlıkların birliği (Vahdet-i Vücut) makamıdır. “Kırklar Meclisi”, birlik ve gerçeklik (hakikat) makamıdır. Burada ikilik ve benlik yoktur, birlik vardır.

Mehmet Ocakoğlu’na göre; Alevi ahlakının kökleşip yayılmasında Alevi dedelerinin görevi; canların sevgi, saygı, barış, dirlik, birlik içinde yaşamalarını sağlamıştır. Kimsenin kimseyi incitmemesi, hoş görmesi temel kural olarak uygulanmıştır.

Hacı Bektaş Veli:  Anadolu Alevi-Bektaşi yolunun piri ve önderidir. Ariflerin en ileri geleni, hakikate ve marifete ermiş olanların başı, insanlığı aydınlatan, eğiten düşünürlerin öncüsü ve çağının en seçkin düşünürüdür. Hacı Bektaş Veli, her şeyi insanda arayan, insana en yüce değeri veren, Anadolu Türk birliğini kuran gerçek bir aydın; yaşantısıyla, Anadolu halkına olan unutulmaz büyük hizmetleriyle sevenlerinin gönüllerine taht kurmuş olan gerçek bir önderdir. Bilgiye, bilime son derece önem verir. Her özdeyişi insana gerçek birer ahlak dersi niteliğindedir.

TEKKE VE ZAVİYELER: Ocaklar dedelerin içinden çıktığı ve dedelik görevlerini yerine getirebilmeleri için yetiştikleri kurumlardır. 30 Kasım 1925’ten sonra Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasıyla birlikte ocaklar da, Tekke ve Zaviyeler gibi özelliklerini, niteliklerini kaybetmeye başlamışlardır. Şimdilerde CEM evleri var. Fakat maalesef bu Cem evlerinde hizmet yürütmeye ehil dede bulmak zordur. Bugünkü duruma gelmemizde bilgisiz dedelerin de payı vardır.


MÜRŞİT: Bence mürşitlik dedelik kurumunun en üst mevkisidir. Mürşidin olmadığı yerlerde Dede, Baba, Seyitler hizmeti görürler. Mürşit doğru yolu gösteren, canları aydınlatan üst yetkilidir. Görev yönünden Hz. Muhammed’i, Hz. Ali’yi ve Pir Hacı Bektaş Veli’yi temsil eder. Onların adına ikrar alır, nasip verir. Ayini, Cem'i yönetir. Talibi eğitir, öğretir; olgun kişi yaparak insanlığa yararlı durama getirir. Mürşit olmadığı zaman bu görevleri DEDE yerine getirir.

DEDELER: Ozana göre Dedelik önemli bir görev olmasının yanında bir o kadar da zor bir görevdir. Ona göre; gerçek bir dede bilgili, görgülü, sevecen, hoşgörülü, aydın ve hizmet sever olmalıdır. Ayrıca yaşamında kusurlu, olumsuz davranışları olan dedeler dedelik yapamazlar.
Dedelikle ilgili bilgileri rahmetli babamdan ve Alevilikle ilgili kitaplardan öğrendim. Yıllarım; on iki yaşına kadar köylerde sonra yirmi yaşına dek ilçe kentlerde (Akçadağ, Malatya, Erzurum, Balıkesir’de geçti. Şimdilerde bir dedenin dedelik yapabilmesi için eğitim şarttır. Bu konuda okulların açılması gerekmektedir. Bence dedeler de talipler tarafından denetlenebilir, sorgulanabilir. Dede eşleri de dedelere layık bir şekilde bilgili, görgülü, anlayışlı olmalıdır. Musahiplik gerçek dostluktur. Ululardan ulu bir yoldur. Ama gerçek Musahip bulmak, Musahipliği sürdürmek oldukça zordur. Şimdilerde Musahiplik çok zayıflamıştır.

DEDELER CEMLERDE NELER YAPARLAR: Dedeler, Cem ayinlerinde önce çerağları (mumları) yakarak başlarlar. Dedeler dua (gülbenk) verdikten sonra Cemi aydınlatma görevini çerağcı (delilci) tarafından yapılır. Mumlar yakılarak başlanır. Sonra sorgu, görgü, ikrar verme, semah ve lokma dağıtımı işlemleri yerine getirir.


Halk Ozanları: Halk ozanları, halkımızın bağrından yetişen, insanlık sevgisiyle dolu, sevecen, hoşgörülü insanlardır. Halkın duygu ve düşüncelerini gerçek insanlık sevgisini, Alevilik Bektaşilik inancını, anlayışını, özünü, amacını, öz anadilimizle şiirleştirerek dile getiren saygı dolu canlarımızdır. Yunus Emre’den günümüze dek gelmiş, yetişmiş olan bütün saz ozanlarımızın deyişleri, şiirleri insan sevgisini, belli başlı eğitim ve ahlak kurallarını en iyi, en açık ve en doğru şekilde dile getirmektedirler.

Özellikle Alevi olan halk ozanları ise; gerçek ve seçkin saz ozanlarımızın Aleviliğe katkıları anlatmakla bitmez. Alevilik Bektaşilik inancının amacını, nitelik ve özelliklerini en iyi şekilde yazmışlar, yazıyorlar. En azından zaman zaman televizyon ve radyolarda türküler dinliyoruz. Bununla ne kadar övünsek azdır. Bu bizim öz kültürümüzün parçalarıdır.
Yunus Emre, Kaygusuz Abdal, Pir Sultan Abdal, Şah Hatayi, Anadolu Hatayileri, Kul Himmet, Virani, Genç Abdal, Seyyid Nesimi, Anadolu Nesimileri, Noksani, Harabi, Aşık Dertli, Yirminci Yüzyıl ozanlarımızdan Aşık Veysel var. Ama benim bir özelliğim de günümüzde yaşayan büyük ozanlarla aile dostu ve daha doğrusu baba dostu olarak ilişkilerim vardı. Ali Haki, Kalender Baba, Mücrimi, MELULİ, Mikail Aksoy, Hüseyin Güney bizim Malatya ve Elbistan köylerinde yetişmiş olan değerli canlar. Hepsiyle tanışmıştım. Daha onlar gibi yaşamakta olan birçok ozanımız vardır. Halk ozanı Adil Ali Atalay’la, abisi Ahmet Atalay (Gizlim)’le de sevgi ve saygıya dayalı diyaloglarımız sürmektedir.
Tanrı yüce bir sevgi olduğuna göre ozanlarımız bu büyük gerçekliği açıklıyorlar. Nefsini bilmek de anacak gerçek bir eğitim ve öğretimle sağlanabilir.
Halk ozanlarımızın birçok sorunları vardır. Halk ozanlarının sorunlarının çözümü ancak devletin desteğiyle çözümlenebilir. Milli Eğitim Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı bu konulara eğilmiş olsalar halkımıza değerli bir hizmette bulunmuş olurlar. Fakat bu konuda bir şey yapıldığı yok. Eğer bu bakanlıklar ozanlarımızın kaset ve kitaplarını yayınlasalar onlara ve topluma büyük hizmet etmiş olurlar. Sorunlar da önemli oranda çözülür.

Alevi Sünni Soğukluğu:  Alevilerle Sünni vatandaşlar arasında bilgisizlik (cahillik) ve bilinçsizlik nedeniyle ve birilerinin ara karıştırıcılığıyla sorunlar yaşanmıştır, yaşanmaktadır. Gönül ister ki bu iki inanç topluluğu arasında hiçbir sorun olmasın, hep karşılıklı sevgi ve hoşgörü ekseninde yaşam olsun. Laik, demokratik cumhuriyette herkesin vatandaşlık bağıyla birbirine bağlandıkları, inançların birbirlerini hor görmedikleri bir yaşam gereklidir. Bu bizim inancımızda vardır. Ülkemizin ihtiyacı olan birlik ve beraberliktir. Alevilerle Sünnilerin kendilerini anlamaları, hoşgörülü olmaları gerekir. Yetkin devlet adamlarına, aydınlara, okuryazar kesime çok görev düşüyor.

Umarım tüm sorunlar bir gün biter, insanlar birbirlerini gerçek bir dost gibi, gerçek bir Musahip gibi kucaklarlar.

GÖRGÜ: Dedelerin Cem yürütmelerinde yaşlarının, görgü ve bilgilerinin büyük önemi vardır. Ehil olmayanlar posta oturup, dede oğlu olmalarına rağmen Cem yürütemezler.

Cemlerde görgü çok önemlidir. Görgü kelime olarak; bir toplum içinde uyulan saygı ve incelik kurallarıdır. Bir kimsenin anlayış, seziş ve bilgisini artıracak nitelikte karşılaştığı olgu, deneyim olan görgü Alevilikte bir inanç kurumu olmuştur. Mürşidin huzurunda, canların karşısında insanın doğru ve dürüst bir yaşam sürüp sürmediğinin hesabının verildiği görgü her sene tazelenmesi gereken Alevilerin en önemli sorgu makamlarıdır.

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER


1.


İlk görüşte bana “gel gel” eyledi

Gönlümün köşküne konan sevgili
Bir bakışta beni hayran eyledi
Sevgimin yolunu açan sevgili

Gözlerinden aşk kitabın okudum

Gül yüzünden sevgime şal dokudum
Sevem diye can evine sokuldum
Gönlümün köşküne konan sevgili

Bülbül gibi gül dalına konayım

Her dem, her an gül hatırın sorayım
Sevgin ile aşk meyine kanayım
Gönlümün köşküne konan sevgili

Gülüşüyle beni mestan eyledi

Sevgiyi gönlüme bostan eyledi
Sevenlerin öz bağından söyledi
Gönlümün köşküne konan sevgili

SEVENİ özlerken bir güle erdi

Özlediği cananı öz candan sevdi
Birden bire aşkın gönlüne daldı
Gönül sarayıma girdi sevgili

Bu şiir, 13/14 Mart 1976 gecesi sevdiğim sağlıkçı dost Hüseyin Güney’e konukken sazlı sözlü doyumsuz muhabbetimizin ürünü olarak, ‘Seveni’ mahlasıyla doğdu-(SEVENİ).


2.

Çağrı I

Gerçektir Muhammed Ali

Ezelden demişiz beli
Doğru yol Ehlibeyt yolu
Sürebilirsen gel beri

Yol Muhammed Ali yolu

Sevenler aşk ile dolu
Pirimiz Bektaşı Veli
Sevebilirsen gel beri

Yabanda hiç bulunmaz Hakk

Arif isen özüne bak
Gerçeklerden kalma uzak
Canlar seversen gel beri

Müslümanlık güzel ahlak

Kusur sende kendine bak
Yobazın körlüğün bırak
Bağnazlığı at gel beri

SEVENİ der neylemeli

Dostla gönül eğlemeli
Gerçekleri söylemeli
Duyabilirsen gel beri


3. 

Bir güzel yoldaş olam

Gezer onunla yayla, dağ
Özünü özüne salan
Sever onu gerçek ve sağ

Aşkı gönülleri bürür

Kar, kış soğuğundan korur
Benliği sevgide erir
Yıllar yılı uzun bir çağ

Güzeller sever olmalı

Verdiği sözde durmalı
Hakk’ı sevgide bulmalı
Hayal değil, gerçek ve sağ

Güzelin sözü güzeldir

Sevene nazı güzeldir
Tüm eksikleri düzeltir
Yalan değil, gerçek ve sağ

Güzel olan can incitmez

Cahillere gönül katmaz
Şehvet batağına batmaz
Sever eşini gerçek ve sağ

Güzel cana sağlık verir

Gönüle bağlılık verir
SEVENİ’ye varlık verir
Ürünü bitmeyen bir bağ


AÇIKLAMA VE KELİMELER


Musahip: Alevilikte yol arkadaşı demektir. Evli bir çift yine evli olan başka bir cifti Musahip olarak seçer. Musahipler dede tarafından bir Cem ayini sırasında görülür ve musahiplikleri meşrulaşır. Musahiplikte ilke olarak çiftlerden birinin ekonomik acıdan daha zayıf olması tercih edilir. Musahip, bir alevi için kardeşten daha ileridir. Musahiplerin çocukları da karşılıklı kardeş sayılır. Musahipler birbirlerine kardeş ve bacı diye hitap ederken çocuklar da ebeveynlerinin Musahiplerine babalık ve analık diye hitap ederler.

Musahip olmak aleniye çok ağır sorumluluklar yükler. Gidilmesi çok zor bir yoldur, meşakkatlidir. Hele günümüzdeki kankalık kavramıyla hiç ilgisi yoktur.
Musahip kardeşlerin çocukları birebirleriyle evlen(e)mezler. Bu yasak, akraba evliliğinin yaygın olduğu bir kültürde ve coğrafyada uygulanması nedeniyle dikkatimi çeken bir noktadır.

Ehli Beyt:  Ehli Beyt deki, ehl ile ahali aynı köktendir. Kişiler demektir. Beyt ise ev demektir. Yani ev ahalisi manasına gelir. İslam peygamberi Muhammed'in ev ahalisi için kullanılan bir terimdir. Ehli Beyt deyimi Kuran'da da geçer.

Ehli beyt'ten olmak İslam toplumunda özel bir statü ve seçkinlik anlamına geldiği gibi Şii İslam toplumunda kendilerine özel bir gelir tahsis edilmiştir.
Anlayış farkları: Sünniler, ehli beyti genel olarak Peygamberin hanımları, çocukları ve torunlarından oluşan, saygı duyulan bir topluluk olarak ele alırlar. Şiilikte ise bu toplum halifelik, yönetim hakları, görüşlerinin eleştirilemezliği, masum oluşları, dünya ve ahiretteki statüleri ve yer yer insanüstü özellikler barındıran mistik yönleriyle bir üst katman şeklinde değerlendirilirler.
Sünnilik ile Şiilik arasında bir anlayış farkı da bu kavramın kapsamı ile ilgilidir. Sünnilikte, kesin hatlarla çerçevesi çizilmeyen bu kavram Şiilere göre; Ali, Fatıma Zehra, Hasan ve Hüseyin ve onların soyundan gelen 12 imamları kapsar.

12 İmam


1.      Ali bin Ebu Talib (Ebu Talip Oğlu Ali)

2.     Hasan bin Ali (Şerifan) (Ali Oğlu Hasan)
3.     Hüseyin bin Ali (Seyyidan) (Ali Oğlu Hüseyin)
4.     Zeynel Abidin (Hüseyin Oğlu Zeynel)
5.     Muhammed el-Bakır (Ali Oğlu Muhammed)
6.     Cafer-i Sadık (Muhammed oğlu Cafer)
7.     Musa-i Kazım (Cafer Oğlu Musa)
8.     Ali Rıza (Musa Oğlu Ali)
9.     Muhammed Taki (Ali Oğlu Muhammed)
10.    Ali Naki (Muhammed oğlu Ali)
11.    Hasan-ul Askeri (Ali Oğlu Hasan)
12.    Muhammed Mehdi (Hasan oğlu Muhammed)

Çerağ - Çerağ Uyandırmak: Aleviliğin önemli simgelerinden birisi. cem merasiminde anlatılan yaradılışta, çerağ yakılır.

alevilik kaynaklarında çerağ, 3 madde şöyle anlatılır.
1. kainatın karanlıktan aydınlığa, Allah'ın zatı ile çıkacağını sembolize etmek için mum yakılmasına çerağ uyandırmak denir.
2. çerağ, nur suresi'nin 35 ve 36. ayetleri okunarak uyandırılır.
3. çerağ, ışık ve nur anlamındadır. Kur'an'da "ey insanlar! size rabbinizden bir delil gelmiştir. biz size, her şeyi açık seçik gösteren bir ışık gönderdik." buyrulmuştur(nisa suresi 174. ayet). Ahzab suresi'nin 46. ayetinde de "ey Resulüm! sen Allah’ın izniyle, bir davetçi ve nur saçan bir delil olarak gönderildin." denilmektedir.
Esenlik: Özlü yaşam, mutluluk.
Gülbenk: Alevilikte dua sözcüğü ile eş anlamlı olarak “gülbank” ve “tercüman” sözcükleri de kullanılmaktadır. Değişik zamanlarda değişik amaçlarla yapılmaktadır. Özellikle cem ibadeti sırasında Dede sık sık gülbenk okur (dua eder). İbadet ederken, bayramlarda, mutlu zamanlarda ve üzüntülü anlarda ‘gülbenk” ve “tercüman’’ okunarak dua edilir.

Görgü NEDİR:
Alevi yolunda her talib, yılda bir kez tüm topluluğun ve pirinin huzurunda, o yıl içerisinde yaptıklarının ve yol kurallarına uyup uymadığının hesabını verir. Burada hem dinsel hem dünya evi sorunlar, sorumluluklar söz konusudur. Eğer kişi, topluluk tarafından kabul görülmeyen hatalar, fenalıklar yapmamış ve kuralları yerine getirmişse, pirin ve orada bulunan yol erenlerinin izniyle görülmüş olur.
Komşuluk ilişkilerinde hoşnutsuz, yol kurallarına aykırılık gösteren kişiler düşkün bırakılırlar. Düşkünlük bir anlamıyla toplumun dışına çıkarmak, cemaatten atmak anlamına gelir. Cezanın büyüklüğüne göre geçici ya da sürekli düşkünlükler vardır.
İkrar Vermek:  İkrar sözdür. Söz vermek ve sözünün gereklerini yaşamında ortaya koymak, sözüne, yani ikrarına bağlı kalarak bir yaşam sahibi olmaktır.
Aleviler için ikrar demek; Alevilik yoluna girmenin, Aleviliğe bağlı olmanın, bu yolu layıkıyla sürdürmenin adıdır.

Semah: Alevi inanışında büyük bir yer tutar. Sözcük anlamı; günahlardan arınmak anlamına gelir. Alevi Cemindede öyle kabul edilir.

Lokma Dağıtımı: 1. Alevilikte Kurban LOKMADIR, lokma herhangi bir yiyecektir. Amaç, erhangi bir yiyeceği paylaşmaktır. Kurban kesmede, lokma dağıtmada şekil değil, niyet önemlidir, belirli bir gün veya tarihi yoktur, istenildiği zaman yerine getirilebilmektedir. kurban aynı zamanda din, tanrı adına insanların öldürülmemesi, nefsin öldürülmesi gibi, derin anlamları olan bir inanç ve gelenektir. 2. Dualanmış bir yiyeceğin her parçasına denir. Dedelerden, ululardan lokma almak sevaptır.


CEM NEDİR


Sözcük anlamı olarak, birleşme, birlik olma, bir araya gelme demektir. Alevi inancında , ibadet için cem olma, bir araya gelmeden yola çıkılarak, bütünleşme anlamında kullanılır. İbadetin yapıldığı yere cem evi denir.

Alevi inancı cemsiz düşünülemez. Bir Alevinin doğumundan ölümüne tüm yaşantısı cem ile bağlantılıdır. Yola girdiği, müsahib tuttuğu, erkan gördüğü, görüldüğü-sorulduğu yerdir. Cemin çok çeşitleri vardır. Kurban cemleri, görgü cemleri, Abdal Musa cemleri, Bayram cemleri.

KIRKLAR CEMİ

Alevi inancına göre Hz. Ali bu yolu kurduğu zaman kendine eşlik eden kadınlı erkekli 40 kişi ile birlikte ilk kez bu cemi gerçekleştirdi. O günden bu yana Alevi topluluğu bu kırkların cemini sürmektedir.


Kırklar Meclisi ve Cem


“Hz. Muhammed (S.A.S.) Mirac’a çıkarken yolunu kükreyen bir aslan keser. Gaipten gelen bir ses, parmağındaki yüzüğü aslanın ağzına atmasını ister. Hz. Muhammed (S.A.S.)  bu isteğe uyar, yoluna devam eder. Miraç'ta Allah’la 90 bin kelam konuşur. Bunun 30 bini “sırr-ı hakikat” olup Hz. Ali’de kalmıştır. Allah’la görüştükten sonra şehre dönen Hz. Muhammed (S.A.S.) yolda bir dergâha rastlar. Peygamber olduğunu söyleyerek içeri girmek ister. Aldığı yanıt şöyledir:

“Peygamberliğini ümmetine eyle. Bizim aramıza peygamber sığmaz."
Gaipten gelen ses imdadına yetişmekte gecikmez. “Ben sizden biriyim. Bir insanım” yanıtından sonra kapı açılır.
Hz. Muhammed (S.A.S.) içeride 39 kişilik bir meclisle karşılaşır. 22’si erkek, 17’si kadındır. Tesadüfen Hz. Ali’nin yanına oturur.
“Size kimler denir” diye sorar, “Kırklar” yanıtını alır. Kırkıncı can Selman-ı Pak, Pars’tadır.
Hz. Muhammed (S.A.S.), "Birimiz kırkımız, kırkımız birimiz" diyen meclisten bunu kanıtlamasını ister. Hz. Ali’nin kolu bıçakla çizildiğinde her canın kolundan bir damla kan akar. Pencereden gelen ise Selman-ı Pak’ın kanıdır. Sonra Hz. Ali kolunu bağlar, hepsinin kanaması durur. Selman-ı Pak, Pars’tan dönüşünde bir üzüm tanesi getirir. Hz. Muhammed (S.A.S.) üzümü ezer; çıkan demi içen Kırklar hep birlikte mest olur, “Ya Allah "deyip Semah dönerler. Peygamber de onlara katılır. Hz. Muhammed (S.A.S.), Miraç’a çıkarken aslana verdiği yüzüğü, Kırklar’ın piri olduğunu öğrendiği Ali’nin parmağında görür ve onu bağrına basar."

CEM AYİNİ

Yukarıdaki "Kırklar Meclisi" söylencesi, Alevilikte dinsel ve sosyal örgütlenmeye kaynak oluşturur. Miraç’tan geriye cem, dem ve semah miras kalmıştır.
İbadetin abecesi olan ayin-i cem, Alevilikte ve Bektaşilikte bazı farklılıklar taşır. Alevilerin köylerine döndükleri kış aylarında toplumsal etkinlikler canlanır. Geleneksel Alevi cemlerinin soğuk kış akşamlarında yoğunlaşması bu yüzdendir. "Zakir"in bağlama eşliğinde Ali, Ehl-i Beyt, 12 İmamlar ve Kerbela katliamı üzerine Hatayi, Fuzuli, Pir Sultan Abdal, Nesimi, Virani, Yemini, Kaygusuz Abdal gibi ulu ozanlardan nefesler, duvazlar ve gülbenkler okuduğu cemde, dede halkın sorunlarını da dinler, küskünler barıştırılır.
Cem esnasında herkes yüz yüze bakacak şekilde oturur. “Halka namazı" adı verilen tek veya iki rekat namaz kılınır, kadınlı erkekli semah dönülür. “Oniki hizmet” denilen hizmetler yerine getirilir. Kurban kesilir, lokmalar dağıtılır.
Bu dinsel törenler çeşitli vesilelerle yapılır ve sınıflanır: Görgü cemi, Musahip ayini, Abdal Musa kurbanı, Kerbela ayini, koldan kopan erkanı, baş okutma erkanı, ikrar cemi... Tarikata girmek isteyen talibin tek başına katıldığı sonuncu cem türü tümüyle Bektaşiliğe özgüdür.
Abdal Musa, Nevruz ve Hıdrellez için yapılan cemler, toplumu birleştirmeyi amaçlayan ve şenlik havasında geçen törenlerdir. Musahip ayinleri ve görgü cemlerinin aksine bütün Alevi toplumunun katılımına açıktır.
Ayin-i cem’ler ve bu törenin yürümesini sağlayan “oniki hizmet", Anadolu Aleviliği çatısı altında toplanan Trakya Bektaşileri, Tahtacılar, Çepniler, Kürtler, Zazalar, Araplar vb. yerel ve etnik unsurlardan aldığı çeşitli renklerle günümüze kadar ulaşmıştır.
---
Kerbela Nedir: Irak’ın büyük şehirlerinden biri. Hazret-i Hüseyin’in şehit edildiği ve türbesinin bulunduğu yer. Bağdat’ın 100 km güneybatısında bulunurkerbela
Kerbela denince akla ilk defa hazret-i Ali’nin oğlu hazret-i Hüseyin’in şehit edilmesi gelir. Abbasilerin son zamanlarında Kerbela, hurmalıklar içinde bulunan ve suyunu Fırat’tan alan küçük bir şehir haline geldi. Osmanlı Sultanlarından Kanuni Sultan Süleyman 1534/1535 (H.941) tarihinde sık sık tahribe uğrayan hazret-i Hüseyin türbesi ile Necef’teki Ali türbesini ziyaret ederek, Kerbela’daki Hüseyniyye adındaki bir kanalı tamir ettirdi ve rüzgarların kumlar ile örttüğü sahaları yeniden bahçe haline getirtti.
ALEVILIK’DE ABDEST
Aleviler, Maide Suresi 6. Ayeti’ndeki tariflemeye uygun ve bu buyruga gore zahiri abdest alirlar.Bu temizlenmeye “dis abdest” denir. Bir de “iç abdest” vardirki; Mürsid-Pir-Rehber nezaretinde manen alinan batini “gönül abdesti” vardir.

ALEVILIK’DE NAMAZ VE NIYAZ


Aleviler güneşe göre; namaz, niyaz ve dua ibadetlerini ayarlamışlardır. Güneşin doğuşu ve batışı ile öğlen ortalamasına göre üç öğün dua seremonileri vardır. Bu dualardan sonra ise ve asa baslarlar. Gece yarısında yine bireysel dua ibadetleri var-dır. Sünniler de olduğu gibi 5 vakit, Şiilerlerdeki gibi 3 vakit namaz ; Aleviler de yoktur. Alevilerde daha çok bireysel, Allah’ı anma ve dua (salat) faaliyetleri vardır. Kur’an-ı Kerim’de namaza yönelik vakit ve sekil kavramları belirtilmemiştir.(20) Kur’an’da 80 küsur yerde “secde” ve 264 yerde “dua” ibadeti faaliyeti geçmektedir ki, Aleviler de bu faaliyetleri “Niyaz” olarak yapmaktadırlar.

Nisa Suresi 103. Ayet’te : “Allah’ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin” buyurulmaktadır. Aleviler bu buyruk doğrultusunda Cemlerde “niyaz” eda ederler. Aleviler’de kıble insanın cemalidir, kıyam salavat ile ayağa dogrulmadır, kıraat ise Kur’an sure ve ayetlerinin duvaz ve nefeslerle diz üstü gelinerek saz eşliginde okunmasıdır. Rükû’ya varma, Secde’ye inme, Sücûd yere niyaz, alın koyma, çapraz el bağlama, boyun bükme gibi vücud ritüellerini; Alevi Cem ibadetinin her safhasında görmek mümkündür. Bu ibadet biçimine: “Halka Namazı” denir. Ramazan ve Kurban bayram namazları, iki secde halinde yapılan Cem ile eda edilir. Aleviler, Ayn-i Cem’de “Allah...Allah !” nidalarıyla yakarırlar ki; bu davranış
biçimselliği, Araf Suresi 55. Ayeti’ne dayanmaktadır. Bu Sure de söyle emredilmektedir: “Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin...” Bu toplu tapınma ve yakarmalar sonrası da; canlar duazlar ve deyişler çalınıp söylenirken “için için” dua ederler ve huşu içinde sağa sola hafifçe salınırlar. Aleviler’de toplu tapınma biçimi olan Cem ibadetleri dışında, bireysel olarak ta dua etme faaliyetleri vardır. Bireysel dua faaliyetleri sabah gün doğumunda başlar ve gün batımında sona erer ki; Hud Suresi 114. Ayeti gereğince yapılır. Ayrıca, gecenin bir yarısında dua ve secde ibadetiyle, Allah’ı tesbih ve tevhid faaliyeti vardır.

------

Aleviler Cumhuriyeti Ve Laikliği Destekliyor

Ruşen Çakır
Değişim Sürecinde Alevi Hareketi
12.07.1995 Milliyet

Prof. Nur Vergin, 1981'de Fransızca kaleme aldığı “Din ve Muhalif Olmak: Bir Halk Dini Olarak Alevilik" başlıklı makalede, Alevilerin cumhuriyeti ve laiklik ilkesini baştan itibaren desteklediğini hatırlattıktan sonra şöyle devam ediyor: “Ne var ki, Cumhuriyet Devleti, Sünni İslam’ın topluma hâkim olduğu Osmanlı devletinin tutumunu fiili hayatta yeniden üretmeye devam etmiştir. Çünkü devletin denetimine giren din işlerinden kastedilen, gerçekte, toplumun sadece ve sadece Sünni İslama dair meselelerini düzenlemektir. O halde, geçmiş zamanda tıpkı Sünni olmayan bir mezhebe hukuki bir varlık statüsü tanımayan Osmanlı devleti gibi, Kemalist devlette de Alevi toplulukları göz ardı edilebilmektedir."

Alevilerin çoğu Prof. Vergin’in tespitlerine katılıyor. Ancak Alevi hareketini Atatürkçülükle bağdaştıran hatırı sayılır bir kesim, bu olumsuz tablonun Atatürk’ün ölümünden sonra ortaya çıktığını iddia ediyor.

Alevilerin  Devletten İstekleri

1) Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Sünni bir kurum olması,
2) Mecburi din derslerinde yalnızca Sünniliğin anlatılması,
3) Devletin resmi ideolojisinin Sünni-Türk sentezine dönüştürülüp laiklikten uzaklaşılması.
Ancak talep konusunda Aleviler farklı tutum izliyor.
1.      Prof. İzzettin Doğan’ın başını çektiği yaklaşım, Alevilerin de Diyanet’te özerk bir şekilde temsilini ve din derslerinde Aleviliğin de anlatılmasını talep ediyor.
Sola yakın olanlar "laiklik gereği” bu teşkilatın lağvedilmesini ve din işlerinin cemaatlere bırakılmasını savunuyor. Okullardan din derslerinin kaldırılmasını şart koşuyor.

DİYANETİN GÖRÜŞÜ

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz, son dönemde Alevilerin yoğunlaşan çıkışlarının teşkilatı huzursuz ettiğini söylüyor. Diyanet, kendini savunmak için “Diyanet” dergisinin Ocak 1992 tarihli sayısında Aleviliği kapak dosyası yaptı. Bu dosyada görüşülen çok sayıda "Alevi", devleti, Diyanet’i övdü, Sünniler hakkında çok olumlu sözler etti. Bu dosya Prof. Ahmet Yaşar Ocak'ın şu sözlerini hatırlatıyor:
“Şu veya bu sebeple Sünniliğe yakınlaşmış veya Sünnileşmiş belli sayıdaki Aleviyi öne çıkartarak günümüzde bazı çevrelerce seslendirilmek istenen Sünnileşmiş Alevilik anlayışı, Aleviliğin tarihi ve aktüel çizgisini ve yapısını, dolayısıyla asıl Alevi-Bektaşi toplumunu kesinlikle temsil etmez.”
Geçen üç yıl içinde çok fazla şeyin değişmediğini Mehmet Nuri Yılmaz’la yaptığımız röportajda anlıyoruz. Yılmaz, Alevilerin büyük çoğunluğunun namaz kıldığını Gaziantep yöresini örnek göstererek öne sürüyor ve “Bu sene hacda çok sayıda Alevi vatandaş da vardı” diyor.
Yılmaz, ayrılıkları ise şu şekilde yorumluyor: “Aslında Ehl-i Beyt sevgisi bakımından aramızda pek fark yok. Onlar bizi Emevi taraftarı olmakla itham ediyorlar.   Hâlbuki Sünniliğin Emevilikle de bir ilgisi yok. Biz onların içerisinden bir tek Ömer bin Abdülaziz’i severiz. Devlet de, hocalarımız da Alevileri ihmal etmiş; camiye gelenler horlanmış. Artık böyle bir mesele olmaması lazım. Alevi vatandaşlarımız şifahi kültürden kitabi kültüre yönelirlerse bu meseleler o zaman kalkar. Alevi de ‘Ben Müslüman’ım’ dediğine göre, Müslüman’ın kitabı Kuran-ı Kerim’dir. O kitap etrafında birleşirsek aramızda mesele kalmaz. Osmanlı döneminde onlar itilmese, sürülmese, hor görülmese, belki bu tür ihtilaflar olmazdı.”
Alevilerin Diyanet’te temsilini, “Diyanet’te mezhepler temsil edilmiyor. Eskiden belki vardı, ama şimdi mezhep taassubu yok. Müslümanları iman, ibadet, ahlak yönünden aydınlatma görevi Diyanet’e verilmiş. Alevi de Müslüman olduğuna göre ona da hizmet ediyoruz” gerekçesiyle imkânsız gören Yılmaz, zaten Aleviliği bir mezhep olarak da görmüyor: “Alevi neyi temsil edecek? Cem evinde Cem ayini yapıyor. Ben Aleviliği bir tarikat havası içinde görüyorum. Tarikatların Diyanet’te temsili ise imkânsız.”
Yılmaz, Diyanet’in lağvı önermesine ise şiddetle karşı çıkıyor. “Türkiye böyle bir şeyi kaldıramaz. Buranın feshedilmesi halinde ülkenin hem Dini, hem Milli birliği bozulur. Ama özerk bir yapıya kavuşturulmasını istiyoruz."
Son olarak Yılmaz’a Cemevlerini soruyoruz. Yılmaz, şu karşılığı veriyor: "Peygamber zamanından beri insanlar camide ibadet ediyor. Bir milyarı aşkın insan aptal mı yani? Cemevi Caminin yerini tutmaz. Biz onların Cemevine bir şey demiyoruz; bildiğim kadarıyla dergâh gibi bir yer.”
Ruşen Çakır

21 Temmuz 2014 Pazartesi

HACI ZÜLKADİROĞLU


Halk Ozanı.
ASIL ADI: Hacı Mehmet’tir. Rıfat Efendinin oğludur.
DOĞUMU:  1902 Yılında Maraş’ta doğdu.

EDEBİ HAYATI: Uzun süre mahalli gazetelerde halk tarzı şiirler yazdı.

ÖLÜMÜ:  Ozan 1958 yılında vefat etti.

ESERİ:  Maraş Kahramanlığının Tarihi Destanı – 1954.

------------------------------------------------------------

ŞİİRİ

GÜZEL

Dilber huri misin durun mu biraz
Lisanın ne tatlı baldan mı güzel
Dişlerin saf inci dudağın kiraz
Cemalin billur mu nurdan mı güzel

Gözyaşım akıyor aslında taşkın
Cemale aşıkım eyledin şaşkın
Yaktı viran etti gönlümü aşkın
Sovumaz ateşin kordan mı güzel

Var mı şu dünyada benzerin, dengin
Kudret hazinesi eylemiş zengin
Hangisine benzer, giyimim, rengin
Aldan mı, şaldan mı, mordan mı güzel

Hacı Zülkadir’i daldırmış aydın
Çoban mısın dedi sürüsün yaydın
On sekiz vilayet adını saydın
Dosdoğru gelişin Bor’dan mı güzel



Hacı Zülkadiroğlu

------------------------------------------------------------

KELİMELER

Durun mu: Durur musun – Maraş söyleyiş.
Sovumaz: Soğumaz – Maraş söyleyişi. 

HANİFİ KARA


Halk Ozanı - Emekli Eğitimci. 

DOĞUMU: 1945 Yılında Maraş / Elbistan’da  doğdu. 
ÖĞRENİMİ
İLKOKUL:  İlkokulu Alemdar'da,
ORTA:  ortaokulu Elbistan'da,
LİSE: Öğretmen okulunu ise Gaziantep'te okudu.

YÜKSEK OKUL: 1987 yılında, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Önlisans Bölümünden mezun oldu.

GÖREVİ:  1965 Yılında öğretmenliğe başladı. 1994’de emekli oluncaya kadar öğretmenlik ve yöneticilik görevini sürdürdü.

EDEBİ ÇALIŞMALARI:  Şiirleri  ve yazıları ulusal  ve mahalli gazetelerde, ayrıca ; Dolunay, Hakses, Sevgi Seli, Bizim Ece, Şardağı, Bizim Kalemler, Bir Tebessüm ve Kumru... gibi dergilerde yayınlandı.

ÖDÜLLERİ:  Birçok şiiriyle ödül aldı ve  çok sayıda şiir şölenine katıldı.

YAPTIKLARI: Mahalli TV’lerde,  program,  yapım ve sunuculuğu  yaptı.

 ESERLERİ

1- Güneş ve Yarasalar,             
2- Gönül Pınarından Damlalar,
3- Yüzdeki İmza,
4- Taşlar Toprağa Bağlı,
5- Bir Avuç Özgürlük,
6- Söze Vuran Dalga,
7- Aynadaki Görüntü,
8- Kalemin Gizlediği,
9- Adın Saklı Durur,
10- Pipetleme,
11- Gel Ki Gül Koksun Dünya,
12- Çeşm-i Şehlâ.


---------------------------------------------------------------------------------

Şiirlerinden

1.

Gurbet

O diyarda güneş bir başka batar
Her akşam hüzünle tüllenir gurbet
Olan dertlerime eşlik ederek
Kendi hâl diliyle dillenir gurbet

Hayatta iç içe gül ile diken
Acıyı kim bilir en iyi çeken
Sıladan uzakta derdim bin iken
Her gün çoğalarak dallanır gurbet

Eğil gurbet eğil önümde eğil
Seni bilen sana eyler mi meyil
Bu acı diner mi hiç mümkün değil
Kalpte sarkaç gibi sallanır gurbet

Dağından eksilmez ne sis ne duman
Onu ölüm ile tartmayın aman
Gelir mi Allah’ım sonu ne zaman
Yıllarca özümde yıllanır gurbet

Kara yâd ellerde yer başka yakar
Yavuklu olanı yâr başka yakar
Ayrılık ateşi bir başka yakar
Kor olur içimde küllenir gurbet

27/05/'99
Hanifi KARA

--------

2.

Affet Yâ Rabbi


Dili, kavmi değil de, îmânına bakarak 
Kürtleri ve Türkleri… Lazları da affeyle 
Bakmadan cinsiyete, yaşayan insanları
Erkekleri dulları kızları da affeyle 

Sevâbımız varsa da günâhımız daha çok 
Gel kendini aldatma boş laflara karın tok 
Hiç kimsenin yüzüne bakacak hâlimiz yok 
Günahlarla kararmış yüzleri de affeyle 

Kötü şeylerdir dâim, nefsin hoşuna giden 
Sanki birer kargayız, biz olduk çöplük diden 
Dedi/kodu, gıybeti, diline tesbih eden 
Mâlâyâni söylenen, sözleri de affeyle 

Sonunda pişman olur, övünürse soyuyla 
İnsanlar yargılanır, elbet bir gün huyuyla 
Bedeni ortak edip, işlenen beş duyuyla 
Mahreme nazar eden, gözleri de affeyle. 

Her şeyleri eritir, tuttu mu benim ahım? 
Dese de neye yarar, ben Kral’ım, ben Şah’ım 
Yalvarırım ben sana, ne olursun Allah’ım! 
Affetmeyi seversin, bizleri de affeyle… 

27/10/’10 
Hanifi KARA

--------

3.

açlık  

Mide aç, gönül aç, yaşanır sanma 
Gönül gönül ise sevgiye muhtaç 
Hele bir irdele görünse de tok 
İnsanların çoğu sevgiye aç, aç 

Aşkın KDV’si içinde ekli 
O öyle bir şey ki renkli mi renkli 
Sevgiyle örülmüş yürek gerekli 
Öyle ki takmalı her başa bir taç 

Âşıksa bir insan aşk ile erir 
Sevenler sevdiğin peşinde sürür 
Başka yerde değil kalpte yeşerir 
Bir gönül buldun mu ona sevgi saç 

Sedâyı hapsetsen o büyür gelir 
Sen düzlük istersin hep bayır gelir 
Aşktan mahrum isen ne hayır gelir 
Sevgisiz insandan uzak dur kaç, kaç 

Gönül fırınında pişer o pide 
Aşk denilen sunulmaz ki tepside 
Sevgi özlemiyle, yaşar hepsi de 
Kendin bilen insan gördün ise kaç 

08/09/’12 
Hanifi KARA

--------------------------------------------------------

KELİMELER 

Yad elle: 1. Baba ocağından uzak yerler, gurbet. 
2. Yabancı kimseler, yabancılar. 
Mâlâyâni: Hoşa gitmeyen boş söz. Davranışlar. 
Dedi/kodu,: İnsanların orada bulunmayan bir insanı hunharca eleştirmesi. 
Gıybet: Yerme, akkadan konuş ve çekiştirme. 

------------------------------------------------------

HACI HASAN UĞUR


MESLEĞİ: Emekli - Çiftçi - Ozan.

SOYU: Babası; Hacı Ahmet, annesi; Kozanoğlu Aşiretinden Zarife Hanım’dır.

DOĞUMU:  1928 Yılında Maraş İli,   Elbistan ilçesinin Ambarcık köyünde doğdu.

ÖĞRENİMİ: İlkokulu, Elbistan İsmetpaşa İlkokulunda okudu.
Ortaöğrenim için, Malatya’da okurken  diploma almadan ayrıldı.

MESLEĞİ:  Çiftçilikle uğraşmaktadır.

ÖDÜLÜ: 1995 yılında Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen “Aile ve Toplum” konulu yarışmaya katıldı. “Aile ve Vatan” adlı şiiriyle yarışmada birinci seçildi.

MEDENİ DURUMU: Yedi oğlu, dört kızı 41 torunu bulunmaktadır.

ESERLERİ

1. Bir Sevda Saçtım Söğütlü’den,
2. Şardağı’ndan  Bad-ı Saba. 

------------------------------------------------------------

şiiri

1.

SON  POSTA

Sayın Mehmet Göçer'e İthaf

Göçer’im lütfedip beni sorana
Artık yazamıyor hasta dersiniz
Mazlumu eziyor zalimin zulmü
İşte hep bu yüzden yasta dersiniz

Aklını kaybetmiş zekâsı duruk
Ne bir cübbe giydi ne takke sarık
Tekeri patlamış kanadı kırık
Konup kalkamıyor piste dersiniz

Fayda etmez imiş kızı karısı
Haktan başka yalan imiş gerisi
Onun arz ettiği cennet hurisi
Gözü yoktur başka süste dersiniz

Ölene ağlayıp bağırıyorlar
Hala bir taraftan doğuruyorlar
Sırası geleni çağırıyorlar
Gözü yolda kulak seste dersiniz

Ecelin affı yok bakmaz kusura
Gitsen de bulacak Şam'a,  Mısır'a
Eğer sorarlarsa kaçıncı sıra
Daha asılmadı liste dersiniz

Mahkeme-i Kübra seni celp eder
Haksızlar haklının hakkını öder
Muhakkak dünyaya gelenler gider
Böyle ayarlamış usta dersiniz

Vasiyetin dilaltında saklıyor
Bazen konuşuyor bazen tekliyor
Yasin okuyacak hoca bekliyor
Kefin hazır suyu tasta dersiniz

İyilik yap  kötülükler ne diye
Dostla helâlleşmek büyük hediye
Haklarını helâl etsinler diye
Mesajlar yolluyor dosta dersiniz

Hafazalar defterine bakınca
Günah sevap göz önüne çıkınca
O mahşer yerine duman çökünce
Uğur'da kalmasın siste dersiniz

------

2.

gel dedi geldim
git dedi gidiyom

Yürü dünya yürü vefan yoğumuş
Nanın yiyip suyun içtim gidiyom
Düşmüşüm ağına cefan çoğumuş
Dün gelmiştim bugün uçtum gidiyom

Bunca yıl seninle geldik yüz yüze
Ömrümü çürüttüm on metre beze
Anladım ki senden vefa yok bize
Daimi mekana göçtüm gidiyom

El bağlayıp boyun büktüm hu diye
Nesnem yoktur kine edem hediye
Rabbim günahımı affetsin diye
Ellerim semaya açtım gidiyom

Nice nice dağlar dereler aştım
Bazan emekledim bazan da koştum
Bazan da şeytanın ağına düştüm
Sevap ektim günah biçtim gidiyom

Çekilip gideni gözlerin görsün
Farkında değilsen doğuştan körsün
Birazda gününü varisler görsün
Neyim var neyim yok saçtım gidiyom

Hayata küsüp te eyleme kuşku
Bir tek mezar ile değiştim köşkü
Ana aşkı vatan aşkı dost aşkı
Ben bu deryaları geçtim gidiyom

Acep uğurumu alır mı tasa
Allah bir diyenler düşer mi yasa
Kimi İsa dedi kimi de Musa
Bense Muhammed’i seçtim gidiyom

Hacı Hasan Uğur

-----


3.

TEZ GEL

Sakın söz verip de bekletme beni
Alevlenen kalbim çürümeden gel
Kimseler görmesin gizle sen seni
Komşunun köpeği üremeden gel

Sen bir tabip olsan dert bilemezsin
Kalbimin sesini dinleyemezsin
Yoksa sevdiğimi anlayamazsın
Gözümdeki yaşlar kurumadan gel

Badeler yerine zehir içirme
Can bülbülü kafesinden uçurma
Gençliğinin kıymetini kaçırma
Eğer geleceksen karımadan gel

Dizi dizi dertler bekler sırada
Sevgimize engeller var arada
Ben giderim sen kalırsan burada
Tren istasyondan yürümeden gel

Uğur der ki tez gel kalma yasımda
Yüzde elli can var iken sesimde
Bir Fatiha oku son nefesimde
Ecel gözlerimi bürümeden gel

Hacı Hasan Uğur

-----

4.

ATALARIN SÖZLERİ

Öbür  dünyanın yanında
Bu dünya bir fener imiş
Durma yokmuş bir anında
Ne söner ne diner imiş

Burayı baki sananlar
Gelip bu yurda konanlar
Emanet ata binenler
Yarı yolda iner imiş

Nerde beyler nerde hanlar
Hani nerede o canlar
Ömür boyu yanan mumlar
Bir üfrükle söner imiş

Memnun değilse halından
Çektiği kendi dilinden
Yolcu şaşarsa yolundan
Ta bağdattan döner imiş

Dostun iyisini ara
Kötü ise açar yara
Bir kurunun yanı sıra
Yaş olan da yanar imiş

Sarıl mazlum duasına
Düşme zalim belasına
Şahin kuşun yuvasına
Kel kargalar konar imiş

Aldanma dünya süsüne
Düşürür seni yasına
Ticaretin arkasına
Zarar gelip siner imiş

İster erkek ister bayan
Kalmamıştır hatır sayan
Kendi suçun tanımayan
Başkasını kınar imiş

Uğur der bizdedir hata
Geçti hayat yata yata
En sonunda tahta ata
Her yaşayan biner imiş

H. Hasan Uğur